21 Mart 2017 Salı

En az bugün kadar eşitiz


Bugün sabah içimde bir neşe vardı, günlerden 21 Mart, gece ve gündüzün eşit olduğu gündü. Nevruz kutlamaları başlamıştı farklı ülkelerde ve kültürlerde, bahar uyanıyordu artık…

Ve kahvaltı hazırlığı esnasında öğrendim ki Tayfun Talipoğlu vefat etmiş…Allah rahmet etsin, mekanı güzel insanlarla beraber olsun. Sonra öğreniyorum ki aslında Kamu yönetimi mezunuymuş ve hayali Kaymakam olmakmış, hatta öyle ki arkadaşları arasında lakabı Kaymakammış. Fakat canım ülkemde o zamanlar sağ sol çatışması nedeniyle Solcu olarak fişlendiği için Kaymakam olmasına müsaade edilmemiş. Kendisi daha sonra iç keşfini gerçekleştirerek belki hayalindekinden çok daha fazla şeyler gerçekleştirip daha fazla insana ulaşabilmiş...Esen rüzgara kapılıp yok olmak yerine şiddetli rüzgarı arkasına almayı bilmiş ve kendine güç kaynağı haline dönüştürmüş...Ve farklı projeler, farklı bir yaşamla yeni bir renk bulmuş kendine...(bu konu daha derin bir alan, belki başka bir yazıda yelken açarız...)
Sonra uzunca bir duraksadım, hikaye çok tanıdık geldi. Canımın içi ülkemin tarihi hep bu hikayelerle doluydu. Solcu olduğu için hayaline kavuşamayan, namaz kıldığı için iş yerinden kovulan, şiir okuduğu için hapse atılan, başörtüsü nedeniyle okumasına izin verilmeyen, Alevi olduğu için ötekileştirilen, Kürt olduğu için pirinçteki taş misali ayıklanan….


Sahi biz Türkiye olarak kimiz? Aslen biz bunların toplamı değil miyiz? Hani ilkokulda bizlere 4 mevsimin aynı anda yaşandığı ülke olarak bellettirilen ülkem aslında 4 farklı insanın bir araya gelerek zenginleştirdiği vatan değil mi?

Söylenecek belki çok şey var ama ben birey olarak ne yapabilirim diye düşündüğümde hayalim ve yapabileceklerim kadarım. Benim de bir hayalim var bir de en büyük duam:

Bu toprakların yetiştirdiği kıymetli gönüllerden birinin dediği gibi:

‘Yaratılanı sev Yaradan’dan ötürü’

Bu sözü bir bütün ülke olarak iliklerimize ve tüm hücrelerimize kadar yaşamak ve gerçekleştirmek …Çocuklarıma bırakabileceğim en kıymetli mirasım aynı zamanda...

Bugün Ekinoks…

Hani doğa ve özümüz aslen birbiriyle uyumlu yaratılmış ya, bugün günlerden eşitlik günü, gece gündüz kadar eşit…

‘Tüm hayvanlar eşittir, ama bazıları daha eşittir’ değil…

Günün sonunda, ne kadar farklı olursak olalım, ne kadar başkalarından güçlü olursak olalım, her birimizdeki en büyük ve tek ortak özellik ‘nefes’…

İnsanca alabildiğimiz kadar varız…

Daha da güzel günlerimiz olsun canım ülkem,

Ry

3 Mart 2017 Cuma

Üzerimize yağan mucizeler

   

 

Dedim sana Reyhan, bahara az kaldı diye bak geldi Mart ayı, 3. günündeyiz bile. Daha da gelecek bahar…
Bugün biraz masala ihtiyacım vardı, elime aldım masal kitabını ve tuttum yüreğimi, dedim ki:
- Hadi, güzel şeylere ihtiyacım var, anlatacağın bu masal gerçek olsun ve yüreğime baharı getir, lütfen.
Ve sayfa 98-99-100
Masal diyordu ki kısaca:
-      ‘MUCİZELERE  İNAN….İNANDIĞIN SÜRECE GÖREBİLİRSİÜZERİNE YAĞAN LÜTUFLARI…’
Hiç inanmaz mıyım , inanıyorum zaten mucizelere…yaşamak gibi, nefes almak gibi inanıyorum. Hatta Nisan ayında bekliyorum bir mucize, doğum günümde belki doğduğum ayda, en sevdiğim ayda, baharın en ortasında, hani zaten mucizelerin gerçekleştiği bir mevsimde.
Neden inanmaz ki insan mucizelere her gün şahit olduğumuz halde...Oysa cansız zannettiğin topraktan çıkmıyor mu o çook sevdiğin mis kokulu çiçekler, hem de rengarenk, hani o renksiz zannettiğin kahverengi çamurdan çıkagelmiyor mu yüreğini yeşerten nergisler, güller, papatyalar…
Her gün yeni bir gün doğmuyor mu kapkaranlık, ıssız o geceden sonra, hani sıcacık ve taptaze aslında. Bas bas bağırmıyor mu sana:
-‘Ben yeniyim, yenilendim o uzun geceden sonra, hadi sıra sende’ demiyor mu aslında. Neden duyamıyoruz ki güneşin sesini? Ah bir izin versek de konuşsa, yaratılma amacını anlatsa bize uzun uzun.
Hele bedenimiz mucize değil mi sanıyorsun? Sen uyuyorsun da o senin varlığın için gece bile çalışıyor seni hiç rahatsız etmeden öylece usul usul… yepyeni bir güne taptaze hücrelerle uyan, bakışını, baktığın pencereyi biraz değiştirebil diye…
Hani uyanıyoruz da aniden hemen koşuşturmaya başlıyoruz aman kaçmasın dünya bir yere diye, çünkü yetişmeliyiz her yere, eksik kalmamalıyız ‘olması gerekenlerden’ …Ama uyanır uyanmaz neden farkına varmıyoruz aslında bir nefesle uyandığımızı, uzun bir uykudan sonra uyanabilmenin mucizesine neden inanmıyoruz, her gün deneyimlediğimiz halde... 
Hani her hapşurduğumuzda bir saniyeliğine dururmuş kalp ve o yüzden hapşuran kişiye ‘çok yaşa’ dermişiz ya…Peki aslında bu neyin habercisi? Sanki her hapşurduğumda bedenim mesaj veriyor bana:
Evet, Reyhancan, hadi bakalım yenilenme zamanı, ben görevimi yapıyorum sıra sende, değiştir birşeyleri…
Bu mucize değil de ne? Nefesin, bedenin, soluduğun bahar aslında birer mucizeyken hala neden inanmaz ki insan mucizelere?
Ben inanıyorum mucizelere, içimdeki nefes kadar…İnan sen de, seni mucizelere kavuşturacak yüreğin kadar…
Sahi, senin için ne olsa adına 'mucize' dersin?

*Ufak bir not 1: Her gün farkında olmadığımız bu mucizelere bir teşekkür edelim, şükredelim ki devamı gelsin, bereketlensinler bol bol...

2- Blogtaki yazılar hakkında geliştirici bildirimleriniz yazma ve kendimi bulma yolunda beni destekleyecektir.

Mucizelerle dolu günlerimiz olsun.

Reyhan,
Anakara, Baharın ilk günlerinden...

22 Şubat 2017 Çarşamba

Durdurun dünyayı, düşünecek var!

Geçen gün bir eğitime katılmak üzere sabah 7'de evden çıktım ve otobüs beklemeye başladım. Tahmin edersiniz ki bu kış Sevgili Ankara'nın da değerli katkılarıyla oldukça sert geçiyor ama neyse ki bahara! az kaldı 🙏🏻 öyle değil mi?

Neyse, aslında tam da otobüsün geçeceği dakikalarda çıktığımı düşünmüştüm ki neredeyse 20 dakika beklediğimi fark ettim. Soğuktan duruşum da değişmeye başlamıştı ve içimden yavaş yavaş otobüse kızmaya başlayacaktım ki ( neye faydası varsa :) gözlerim botuma takıldı. Fark ettim ki soğukta ayağımı üşütmeyecek bir botum vardı hem de severek almıştım. 
Teşekkür ettim. 

Sonra, fark ettim ki otobüsü ayakta ve tek başına bekleyebilecek sağlığım vardı.
Teşekkür ettim.

Sonra, fark ettim ki bir eğitim için yola çıkmıştım. Yola çıkabilecek cesaretim ve özgüvenim; beni destekleyen eşim, kocaman ailem ve sevdiklerim vardı.
Teşekkür ettim.

Sonra, fark ettim ki geçen sene bu zamanlar çok farklı bir mekanda, farklı bir andaydım hayalini bile kuramadığım. Benim kontrolümde değişmemişti bazı şeyler ama aslında bana daha uygun bir yoldu. Şu an olduğum yola baktım, DOĞRU yolda olduğumu fark ettim. 
Teşekkür ettim.

Soğuktan üşüyen başımı gökyüzüne çevirdiğimi fark ettim. Koskoca evrende ben miniciktim, benim dünyam da minicikti. Öyle sandığımız gibi "dünya başıma yıkıldı, dünya benim etrafımda döner" değildi gerçek olan. Dünya yerli yerinde duruyordu.
Gerçek olan, her birimiz aşkla yaratıldık ve aşkı, kendimizi keşfetmeye geldik. Değişim olmadan bu keşif gerçekleşemezdi elbet. İşte, dünya bunu fark edince yaşamaya değerdi. 

Sonra otobüs gelince şoföre içten bir günaydın dedim ve içimden ona da teşekkür ettim düşünmeme zaman ayırdığı için (dıştan teşekkür etsem sabahın o saatinde bunca açıklamaya hazır olmayacağını düşündüm ☺)

Sen neleri keşfettin şu ana kadarki yolculuğunda? Şu ana kadar neler için teşekkür ettin?

Hani diyorsun ya:
-Ne yapalım işte koşturup duruyoruz.

Sen koşturmasan da dünya zaten dönüyor, bir an dur ve biraz düşünmeye ve keşfe ayır anını. Gör, bak ne hazinelerle döneceksin. Döndüğü yerden tekrar katılırsın hayata merak etme ☺ 

O kaçmıyor da "farkında" olmadan geçirdiğimiz anlar kaçıp gidiyor avucumuzdan...

Bir baktım bu anı hissedip deneyimleyip kendime vakit ayırıp yazıvermişim.
Teşekkür ettim❤🙏🏻

Reyhan.

Hayatla dans edebilme sanatı



Bir soru takılverdi bugün düşünce ağacıma, bir çocuğun ağaç dalına takılan uçurtması misali...

Hayat nedir?

Bunu daha önce hiç tanımlama gereği hissetmemiştim. Şimdi keşfediyorum ki Hayat, Onunla dans edebilme sanatıdır! 

(Başka biri daha fark etmiş mi bilmem ama bu cümle bana ait😂)


İşte, kayıt altına aldığım videodaki gibi mutfakta birdenbire dans edebiliyorsan birşeylerin farkındasın demek, farkındaysan yaşıyorsun demek!


Yaşadığımızı fark ettiğimiz anlar eksik olmasın cebimizden💐


Reyhan, 


21 Şubat 2017 Salı

Çiçek açabilir mi insan?

 Bir gün bir mesaj gelir uzaklardan

O an kalbinizin içi gibi yakınlaşmıştır uzak sandığınız o şehir

Çiçekleri dökülmüş olarak emanet ettiğiniz  orkide tekrar açmıştır, 

Güzel haberleri vardır size verecek:

-"Merak etme, bahar sandığından da yakın"...


Bir kez daha yaşadım ki sevgi dolu bir mesajla insanlar bile çiçek açabilirmiş


Günümüzü bahara çevirenler çok yaşasınlar💐 

13 Şubat 2017 Pazartesi

Kızıma ilk doğumgününden bir mektup

Doğum gününde yayınlayamamıştım. Şimdi kayıtlara geçsin...

Gül kızım, Mucizem,

Büyümeni heyecanla izliyorum.
Ama,
Seni en iyi makamlarda görmek için değil,
Bir doktor, bir mühendis ol diye hiç değil,
Birkaç yabancı dili çok iyi bil diye değil,
İlla ki bir enstrüman çalmalısın diye hiç değil,
Her zaman her konuda birinci olmalısın diye değil,
En yüksek maaşı al, en iyi hayatı sen yaşa diye hiç değil,
"Sade" ve sadece
Sana hediye edilen potansiyeli fark ederek bu dünyadaki var olma sebebini gerçekleştirebil diye...
Adın gibi etrafa gül kokuları dağıt,
Daima güler yüzlü ol diye...


Gülbanu'm,
Doğum günün umutlu, yolun her daim açık olsun...🌷


Seninle büyüyen annen...
29 Ocak 2017 Anakara


Miniklerle sohbet




Dün, Pazar günü 8 yaşındaki oğlumla biraz sohbet ettik, sonrasında sordum kendisine:

- Oğlum, ailemizin bir sembolü olsa bu nasıl bir şey olurdu? Nasıl çizerdin?
Düşündü biraz, hoşuna gitti ve dedi ki:
- Kocaman bir ağaç, üstünde mutlu kuşlar ve yanında bir sürü rengarenk çiçekler...
Sonra hoşuna gitti, ailemizin sembolünü eline de çizdi kendisi❤

İnsanlık tablosuna mutlu ailede yetişen çocuklar çizebilmek en büyük miras bence...yatlardan katlardan ziyade...

Peki, sizin ailenizin sembolü nedir desek? 💐

En az bugün kadar eşitiz

Bugün sabah içimde bir neşe vardı, günlerden 21 Mart, gece ve gündüzün eşit olduğu gündü. Nevruz kutlamaları başlamıştı farklı ülkelerde...